Mevlana Halid bu mektubu Dımaşk’a bağlı Tıl köyündeki müridlerine
göndermiştir. Allah (c.c) kabirlerini münevver ve kokulu kılsın.
Mahlukların en fakiri, fakirlerin ayaklarının toprağı, ashabına ve ahbabına
edepleri ve mektupları göndermeyi terk etmekle kusurlu, fakat onlara karşı
muhabbetini ve duasını devam ettiren Halid’den Allah yolunun muhibleri Hacı
Mustafa, İmam Şeyh Mustafa ve Tıl köyündeki ihvanınadır.
Hepinize Allah Teala’nın rahmet ve bereketiyle kabul olan müjdeleri taşıyan
selam ederim.
Ayrılık müddeti uzadı. İştiyak ehlinin gönlündeki arzuyu harekete geçirdi.
Sizlerin tarafınızda az veya çok hastaya şifa verecek, susuzluğunu
kandıracak bir şey belirmedi.
Sizler mektup yazmanın edepten olduğunu bilmiyor musunuz? Mektup yazmakta,
feyz ve mededi celbetmek ve adet edilen zikre rağbetin tazelenmesi vardır.
Kardeşlerim; dünya ve ahiretinizde muhtaç olduğunuz Mevlayı Zülcelal
Hazretlerine karşı samimi olun. Fazlı keremiyle sizlere ihsan eden, iyilik
yapan Allah’ın zikrini terk etmeyin. Zira Cenab-ı Allah bakınız şu hadis-i
kudside ne buyuruyor:
“Kime düşmanlık yapmayı irade etsem ona zikrimi unuttururum. O da Benim
haram kıldığım şeyleri yapar. Sonra gazabım onun üzerine gelir, azabıma
uğrar. Kimi seversem zikrimi ona ilham ederim. O da günahları bırakır
ibadetle meşgul olur. Sonra onu Kendime yaklaştırırım. Onu razı olduğum ve
nimetlerimin yeri olan cennetime koyarım.”
Kuran-ı Kerim’in birçok ayet-i celilelerinin zikrin yüceliğine şehadet
etmesi ve zikrin çokça yapılmasını istemesi, zikrin şeref ve yüceliği için
kafi değil mi? Yine Kuran-ı Kerim zikrin terki hususunda çeşitli uyarılarla
korkutmuştur. Bu söylediklerimiz dalalet eder ki zikir Allah’a yükselen
amellerin en sevimlisi ve murada nail olan kullar için vesilelerin en
güzelidir.
Allah (c.c)’ın “Beni zikredin bende Sizleri (rahmetimle)
zikredeyim.(Bakara,157) kavl-i celilesi zikrin şerefi hakkında yeterli değil
mi?
Devamlı olarak okuduğumuz “Kim Rabbin zikrinden yüz çevirirse Allah onu
şiddeti artan bir hesaba sokar” (Cin,17) ayetini unutmayınız.
Şunu da bilesiniz ki kalben yapılan zikrin hiçbir zaman muarızı ve münkiri
yoktur. (Kalp ile yapılan zikre riya, ucub ve zikrin sevabını silecek
herhangi bir şey karışmaz.)
Bu söylediğime Allah’ın (c.c) “Rabbini, nefsinde, ona yalvararak ve gizli
olarak zikret” (Araf, 205) ayet-i celilesi işaret etmektedir.
Ahiretiniz için uyanınız ve sizleri uyarana kulak veriniz. Allah Teala’ya
dönünüz. Zira O’ndan kaçacak yer yoktur, ancak kaçış O’nadır. Hayır da ancak
O’nun yanındadır. Hüküm ancak O’nun kudret elindedir. Gizli ve aşikar hiçbir
şey yoktur ki O muttali olmasın. Seyidimiz Hz. Ebubekir Sıddık’ın (r.a)
Peygamber Efendimizin (aleyhi ekmeluttehaya) vefatından sonra buyurmuş
olduğu hutbeyi hatırlayın. O hutbede: “Uyanınız, kim Muhammed’e ibadet
ediyorsa biliniz ki Muhammed vefat etmiştir. Kim Allah’a ibadet ediyorsa
Allah Hayy’dır hiç ölmez.” Demişti.
Allah’ın tevfikine mahzar olan kişiye bu söylediklerimiz yeter. Uzatmaya
ihtiyaç yok. Allah (c.c) bu söylediklerimize vekildir. Hepinizden dileğim,
virdlerinizden sonra dua etmeniz ve selamı sahabenin büyüklerinden Efendimiz
Kusem (r.a)’ın eşiğine tebliğ etmenizdir. Allah’ın rahmet ve rızası onun
üzerine olsun. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a (c.c) mahsustur.