İçindekiler


YİRMİ ALTINCI MEKTUP

Mevlana Halid bu mektubu Dımaşk’a bağlı Tıl köyündeki müridlerine göndermiştir. Allah (c.c) kabirlerini münevver ve kokulu kılsın.

Mahlukların en fakiri, fakirlerin ayaklarının toprağı, ashabına ve ahbabına edepleri ve mektupları göndermeyi terk etmekle kusurlu, fakat onlara karşı muhabbetini ve duasını devam ettiren Halid’den Allah yolunun muhibleri Hacı Mustafa, İmam Şeyh Mustafa ve Tıl köyündeki ihvanınadır.

Hepinize Allah Teala’nın rahmet ve bereketiyle kabul olan müjdeleri taşıyan selam ederim.

Ayrılık müddeti uzadı. İştiyak ehlinin gönlündeki arzuyu harekete geçirdi. Sizlerin tarafınızda az veya çok hastaya şifa verecek, susuzluğunu kandıracak bir şey belirmedi.

Sizler mektup yazmanın edepten olduğunu bilmiyor musunuz? Mektup yazmakta, feyz ve mededi celbetmek ve adet edilen zikre rağbetin tazelenmesi vardır.

Kardeşlerim; dünya ve ahiretinizde muhtaç olduğunuz Mevlayı Zülcelal Hazretlerine karşı samimi olun. Fazlı keremiyle sizlere ihsan eden, iyilik yapan Allah’ın zikrini terk etmeyin. Zira Cenab-ı Allah bakınız şu hadis-i kudside ne buyuruyor:

“Kime düşmanlık yapmayı irade etsem ona zikrimi unuttururum. O da Benim haram kıldığım şeyleri yapar. Sonra gazabım onun üzerine gelir, azabıma uğrar. Kimi seversem zikrimi ona ilham ederim. O da günahları bırakır ibadetle meşgul olur. Sonra onu Kendime yaklaştırırım. Onu razı olduğum ve nimetlerimin yeri olan cennetime koyarım.”

Kuran-ı Kerim’in birçok ayet-i celilelerinin zikrin yüceliğine şehadet etmesi ve zikrin çokça yapılmasını istemesi, zikrin şeref ve yüceliği için kafi değil mi? Yine Kuran-ı Kerim zikrin terki hususunda çeşitli uyarılarla korkutmuştur. Bu söylediklerimiz dalalet eder ki zikir Allah’a yükselen amellerin en sevimlisi ve murada nail olan kullar için vesilelerin en güzelidir.

Allah (c.c)’ın “Beni zikredin bende Sizleri (rahmetimle) zikredeyim.(Bakara,157) kavl-i celilesi zikrin şerefi hakkında yeterli değil mi?

Devamlı olarak okuduğumuz “Kim Rabbin zikrinden yüz çevirirse Allah onu şiddeti artan bir hesaba sokar” (Cin,17) ayetini unutmayınız.

Şunu da bilesiniz ki kalben yapılan zikrin hiçbir zaman muarızı ve münkiri yoktur. (Kalp ile yapılan zikre riya, ucub ve zikrin sevabını silecek herhangi bir şey karışmaz.)

Bu söylediğime Allah’ın (c.c) “Rabbini, nefsinde, ona yalvararak ve gizli olarak zikret” (Araf, 205) ayet-i celilesi işaret etmektedir.

Ahiretiniz için uyanınız ve sizleri uyarana kulak veriniz. Allah Teala’ya dönünüz. Zira O’ndan kaçacak yer yoktur, ancak kaçış O’nadır. Hayır da ancak O’nun yanındadır. Hüküm ancak O’nun kudret elindedir. Gizli ve aşikar hiçbir şey yoktur ki O muttali olmasın. Seyidimiz Hz. Ebubekir Sıddık’ın (r.a) Peygamber Efendimizin (aleyhi ekmeluttehaya) vefatından sonra buyurmuş olduğu hutbeyi hatırlayın. O hutbede: “Uyanınız, kim Muhammed’e ibadet ediyorsa biliniz ki Muhammed vefat etmiştir. Kim Allah’a ibadet ediyorsa Allah Hayy’dır hiç ölmez.” Demişti.

Allah’ın tevfikine mahzar olan kişiye bu söylediklerimiz yeter. Uzatmaya ihtiyaç yok. Allah (c.c) bu söylediklerimize vekildir. Hepinizden dileğim, virdlerinizden sonra dua etmeniz ve selamı sahabenin büyüklerinden Efendimiz Kusem (r.a)’ın eşiğine tebliğ etmenizdir. Allah’ın rahmet ve rızası onun üzerine olsun. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a (c.c) mahsustur.