Allah (c.c) bizleri kendi edebiyle ahlaklanan ve doğru yolu üzerinde sabit
olanlardan kılsın. Bu mektup müceddidiye meşrebine göre murakabe ve
murakabeden doğan kudsi hakikatları beyan eder.
Hamd Allah’a mahsustur. Salat ü selam Allah’ın Resulünün (aleyhi
ekmeluttehaya) üzerine olsun.
Bilmiş ol ki maiyyet murakabesinden sonra, akrabiyyet murakabesi gelir.
Cenab-ı Hak Sübhanehu:
“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf,16) ayet-i celilesiyle bu
murakabeye işaret eder.
Akrabiyyet murakabesi velayet-i Kübra dairelerinin birinci dairesidir.
Velayet-i kübranın üç tam bir de yarım dairesi vardır. Bu yarı daireye KAVS
denir. İkinci ve üçüncü ve KAVS dairelerinde muhabbet murakabesine geçilir.
Bu murakabeyi tasdik eden ayet-i celile “Allah onları sever, onlar da
Allah’ı sever.” (Maide,54) ayet-i kerimesidir.
Velayet-i kübrada doğru bir idrake sahip olanlar için ilk gördüğü hallerden
başka haller görünür. Bu velayet Peygamberler (aleyhisselam)’in velayetidir.
Daha sonra toprak unsurunun dışındaki üç unsurdan BATIN isminin musemmasının
rabıtası yapılır. Buna velayet-i ulya denilir. Sonra toprak unsurundan,
nübüvvet kemallerinin murakabesi vardır. Sonra risalet kemalinin murakabesi
vardır. Sonra da Ulul-Azm’in kemalinin murakabesi vardır. Bundan sonra da
heyet-i vahdaniyyenin murakabesi gelir. Heyet-i vahdaniyye letaif-i aşere
birleşmesinden meydana gelir. Beşialem-i emirden kalb, ruh, sır, hafa,
ehfa’dır. Beş tanesi de halk alemindendir. Nefs ve ansır-ı Erbaa denilen
toprak, hava, su ve ateştir. Hepsi kemale erince bir latife gibi olur. O
vakit kalp Allah’ın (c.c) feyizlerinin indiği ter olur. Sonra Hz. İbrahim’in
(aleyhisselam) dostluk makamının murakabesi gelir. İbrahim (aleyhisselam)’ın
dostluk makamı ve hakikatinin kaynağı zat-ı Akdes (c.c)’in bizzat
murakabesidir. Sonra muhabbet-i zatiyenin dairesi gelir. Bu daireye,
muhabbeti zatiye ve hakikat-i Museviyye’ye kaynak olması itibariyle Makam-ı
Musevi ve Murakabe-i Zat da denir.
Sonra hakikati Muhammediyye’ye kaynak olması itibarıyla murakabe-i zat ve
muhbubiyyeti zatiye ile iç içe bulunan muhibbiyeti zatiyenin dairesi gelir.
Sonra hakikat-i Ahmediyye’ye menşe olma kaynak olması itibarıyla zat
murakabesi ve halis hubb-i zat dairesi gelir.
Sonra la tayn (tayinsiz), mutlak Hazret-i Zat mertebesi vardır. Sonra güzel
Kabe’nin hakikati gelir. Bu hakikat Allah (c.c)’ın azamet ve kibriyasının
zuhurundan ibarettir. Burada bütün mümkinatın, Allah’a secde ettiği
itibarıyla Zat’ın murakabesi vardır.
Bunların akabinde Hakikat-i Kuraniyye mevcuddur. Bu, Zat-ı Aliyye’nin misli
olmamak ve hakikat-i Kuraniyye’ye meşe olduğu mülahazasıyla vüs’at’in mebdei
(genişlik başlangıcı)nden ibarettir.
Bunu takiben oruç ve namaz hakikatı gelir. Bunlar oruç ve namaz hakikatine
kaynak olduğu itibarıyla Zat-ı Teala ve Tekaddes Hazretlerinin misli
olmamasının kemal vusatından ibarettir. İki yerde vusat kelimesini
kullanmamız, bu manaları izah etmekte, ifade sahalarının dar olmasından
ileri gelmektedir. Bu hakikatlerin, yaşanması esnasında Kur’an-ı Mecid’in
okunması ilerlemeye ve yükselmeye vesile olacağından faidelidir.
Sonra sırf mabudiyyet bakımından halis mabudiyyet ve seyr nazarinin hasıl
olma dairesi gelir. (Nazar ve görüş seyr-i süluk manasında kullanılmıştır).
Bu seyr, kademi değildir. Çünkü kademi seyr abdiyyet makamlarındadır.
Bütün bunlar tarikat-ı aliye-i Nakşibendiyye’deki murakabe ve makamların
isimleridir. Bu hususta Müceddidiye Mektubatında (İmam Rabbani’nin (k.s)
mektubatı) geniş açıklamalar mevcuttur.
Bu gibi makamlarda murakabe ile meşgul olanlar anlatılanlardan payını
alacaktır. Mürşid olan şeyhin teveccühü ile de ilerleme ve yükselmeler hasıl
olacaktır. Muvaffak kılan Allah-u Tealadır.