Mevlâna Halid (kaddesallahu sırrahulaziz) bu mektubu; Şam’dan Bağdat’taki
halifesine göndermiştir.
Uzakta kalmış, terkedilmiş fakirden, seyyidi, dostu Abdulgafur’a ve ayrılık
oklarıyla uzaklara düşmüş miskinden seyyidi, güvendiği Muhammed el-Cedid’e
-Allah onlara iki cihan saadeti versin-
Mektubunuz geldi. Mektubunuzda gözümüzün süruru Bahauddin’in bu tarafa
yöneldiğini haber ediyorsunuz. Bahauddin’in seferi konusunda ve yolda
hizmetini yapan hizmetöi ve yardım eden kimseleri geniş olarak yazmışsınız.
-Hizmeti geçenlerin hepsini Allah dünya ve ahirette en güzel mükafat ile
mükafatlandırsın.-
Şunu da bilin ki; Peygamber Efendimizin de bildirdiği gibi dünya bir sineğin
kanadına değmez.
Bu mektubu yazdığım 17 Rebîevvel 1238 senesi perşembe gününe kadar onlar
tarafından haber gelmedi. Allah’a hamd olsun hazırlıkları tamamdır. Her
belde de asker onları kollar. O bölgenin büyükleri emniyetli bölgelere
varıncaya kadar kendileriyle hareket ederler.
Eğer siz bizden sorarsanız Allah’a hamd olsun selametteyiz. Yüce Tarikat-ı
Aliyye’ye rağbet artmakta ve parlaklığı yayılmaktadır. Yalnız bu fakirin bir
köşeye çekilmeye olan meyli tahmin ettiğinizden daha fazladır. İnsanların
bir araya gelmesiyle hatırım ve kalbim bulanmaktadır. Onlarla bir arada
olmayı vakti boşa geçirmek olarak kabul ediyorum. İnzivaya çekilmeyi o kadar
çok istiyorum ki dostların aşırı talebine rağmen tarikatta ders vermeye
başlamadığım gibi medresede de başlamadım.
Muhlisimiz Şeyh Ahmed Hatip teveccühle meşgul olmaktadır. Kendisine çok
fazla rağbet var. Toplantılardan uzaklaşarak uzlete çekildiğimden yanımdaki
arkadaşları beldelerine gönderdim. Molla İbrahim’i Cizre’ye; Seyyid İsmail
Berzenci’yi, Şehriyar’a; Mahmud Sahib’i Süleymaniye’ye; Ubeydullah Efendi’yi
Bağdat’a; Muhammed Meczub’u Kerkük’e; Seyyid Taha’yı Van’a gönderdim.
Sizler kitaplarımı çok güzel muhafaza ediniz. Yanıma gönderilmelerinde
dikkatli davranınız. Musa Ceburi’ye güzel davranınız. Kendisini sevdiğim
sizlerce gizli değildir.