RÜYADA RÜ'YETULLAH

(Rüyâda Allah Teâlâ'yı Görmek)

Düzenleyen: Dr. Necati Aksu


(Bu çalışma, kardeşim Seyfi Kına'nın konuyla ilgili bir suâli üzerine gerçekleştirilmiştir)


GİRİŞ


Rüyâda Allah Teâlâ'yı görmek, O'nun zâtını görmek değildir ve zaten bu mümkün de değildir.. Görülen ise ancak sûrî bir tecellidir. Yani görene sûret olarak gerçekleşen bir zuhurdur.

Allah (azze ve celle) yarattıklarından hiçbirine benzemez (muhalefet'ün lil havadis). Dünyada uyanıkken görme olayı optik bir vak'a olup şekle, ışığa ve yöne muhtaçtır. Rabbimiz ise tüm bu noksanlıklardan münezzehtir.

Ehl-i sünnet ulemâsının ortaya koyduğu hakikat; Allah'ın (azze ve celle) dünyada görülemeyeceği, ahirette ve rüyâda ise görülebileceği istikametindedir. Ancak ahirette belli şart ve kapsamda, oranın hayatına mahsus olarak zâtının; rüyâda ise misâlinin görüleceğidir ki bu iki görme durumu birbirine hiç benzememektedir. Nitekim rüyâ, dünya hayatına mahsus bir ahvaldir. Ahiretteki görmenin tarifi yoktur. Orada zâtının görülmesi, keyfiyetsiz, yönsüz ve oraya mahsus olacak ve idrak hâsıl olmayacaktır. Zira O'nu hiçbir şey kuşatmadığı gibi idrak da kuşatamaz. Kuşatılan, yani sınırlı olan Allah (azze ve celle) olamaz. "Allahu Ekber" tekbirinin bir mânası da bu olsa gerek. Dolayısıyla O’nu bilmenin, O'nu tanımanın sonu yoktur.

Evliyaullahtan birçok büyük zatın anlattığı rüyâda görme meselesine gelince bu; zât'ının değil, misâlinin veya esma ve sıfat gölgelerinden bir gölgenin görülmesidir. Dünya şartlarında peygamberlerin dahi görmesi mümkün değilken başkalarının görebilmesi elbette düşünülemez. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de; ulu’l azim peygamberlerden olan Musa’nın (a.s.) görmek istediği, Rabbimizin O'na “Beni göremezsin” buyurduğu, dağa bakmasını emrettiği ve tecelliden dağın parça parça olduğu, o esnada Musa’nın (a.s.) bayıldığı ve uyandığında tevbe ettiği haber verilmiştir.

Peygamber Efendimizin (s.a.v) mi’racda gördüğü hususunda dahi İmam Gazâlî Hz.: "Efendimiz Allahu 'alem Rabbini görmedi" buyurmuştur. İmâm-ı Rabbani Hz. de Efendimizin Rabbini dünyada değil, mi'rac esnasında ahirete geçerek gördüğünü söylemiştir. Yani dünya hayatında iken ahirette gördüğünü ifade buyurmuştur.

İmâm-ı Rabbani Hz. mü'minlerin ahirette göreceklerini ancak idrakin olmayacağını, sadece gördüklerine dair yakînin yani gördüklerini bilmenin ve görme hazzının hâsıl olacağını buyurmuştur.

Özet olarak; Allah Teâlâ’yı Dünya’da görmek imkânsızdır. Rüyâda görmek ise mümkündür; fakat rüyâda zâtı değil, misali görülecektir. Ahirette ise nasıllığı niceliği bilinmeyen, dünya hayatında asla anlaşılamayacak bir görme ile, keyfiyetten beri olarak bütün mü'minler tarafından, dünyada elde ettikleri yâkîn nisbetinde görülecektir.

Dr. Necati Aksu


ALLAHU TEÂLÂ'NIN RÜYÂDA GÖRÜLMESİ


Ehl-i Sünnet mensupları Allah’ın (c.c) rüyâda görülebileceğini, ancak keyfiyet, mekân ve cihetten uzak olarak görülebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Alî el-Kârî, Şerh-u Fıkhi’l-Ekber’de İmâm A’zâm Ebû Hanîfe ile Ahmed b. Hanbel’in rüyâda Allah’ı (c.c) gördüklerini söylediklerini aktarmıştır. Bunlardan İmâm A’zâm Ebû Hanîfe’nin, rüyâsında Allah’ı (c.c) yüz defa gördüğünü söylediğini kaydetmiştir.

Bazı âlimler, îmân ve itaat derecesine göre sâlih mü’minlerin Allah'ı (c.c) rüyâda görebileceğini söylemişlerdir. Buna karşılık Allah’ı (c.c) rüyâda görmenin mümkün olmadığını söyleyen âlimler de olmuştur. Veliyuddîn el-Irâkî, Kâdı Ebû Ya’lâ bunlardandır. Bunlar, rüyâda görülenin, hayal ve misâl olduğunu, bunun da Allah (c.c) hakkında muhal olduğunu söyleyerek rüyâda Allah’ın (c.c) görülmesini câiz görmemişlerdir. Oysa kendilerinin de belirttiği gibi, rüyâda görülen, Allah’ın (c.c) zâtı değil, bir misâlidir. Misâl da cihet (yön) gerektirmez. Kaldı ki, rüyâda Allah’ı (c.c) görenlerin olduğu bilinen bir gerçektir. Bununla beraber genel anlamda Ehl-i Sünnet âlimleri ve mutasavvıflar, rüyâda Allah’ın (c.c) görülebileceğini söylemişlerdir. Hatta İbn Hacer Askalânî, “Allah’ın (c.c) rüyâda görülmesinin câiz olduğu konusunda âlimler ihtilafa düşmemişlerdir” demiştir. Kâdı İyâz ve başka birçok âlim, benzer şeyleri söylemişlerdir. Kaldı ki, Peygamberimiz (s.a.v), rüyâda Allah’ı (c.c) görüp onunla konuştuğunu söylediği gibi, Hz. Peygamber'in Mi'rac’da Allah (c.c) ile görüşmesini uykuda görülmüş bir rüyâ olarak değerlendiren âlimler de olmuştur. Yine Allah’ı (c.c) rüyâda gördüğünü söyleyen birçok kimse olmuştur.

Allah’ın (c.c) dünyada görülmesi ile âhirette görülmesi arasında fark olduğu gibi, bu dünyada yakaza halinde görülmesiyle rüyâda görülmesi arasında da çok fark vardır. Bu farka dikkat çeken âlimlerimiz, Allah (c.c) dünyada görülmez derken, rüyâda Allah’ın (c.c) görülebileceğini söylemişlerdir. Zira Allah’ın (c.c) dünyada görülemeyeceğini anlatan çok sayıda nass olmakla beraber; rüyâda rü’yeti red eden herhangi bir nass bulunmamaktadır. Aksine Allah’ın (c.c) rüyâda görülebileceğine dâir nasslar mevcuttur. Bunlardan birisi Resûlullah'ın (s.a.v.) buyurduğu şu hadîs-i şeriftir: 

– “Rüyâda Rabbimi en güzel surette gördüm.” (El-Hindî, 1401/1981: I, 228)

Beğâvî, Şerhü’s-Sünne’de buna benzer bir rivâyete dayanarak, “Rüyâda Allah’ı (c.c) görmek câizdir” demiştir. Konuya delîl gösterilen bir diğer hadis de şöyledir:

– “Sizden birinizin uykusunda gördüğü en faziletli rüyâ Rabbini, Nebisini veya Müslüman olarak (İslâm üzere) vefat etmiş anne babasını gördüğü rüyâdır.” (el-Elbânî, 1413/1993: I, 249).

Nitekim Ahmed b. Hanbel rüyâda Allah’ı (c.c) gördüğünü şöyle anlatmıştır: “Allah’ı (c.c) rüyâmda gördüm ve ona ey Rabbim, mutekarribunun (yakınlık elde etmek isteyenlerin) kendisiyle sana yaklaşacakları en faziletli şey nedir? diye sordum. Allah (c.c) bana ‘Ey Ahmed kelâmım (Kur’ân) ile yaklaşırlar’ dedi. Bunun üzerine Ey Allah'ım! Anlayarak okumakla mı yoksa anlamadan da olsa okumakla mı (sana yaklaşılır) diye sordum. Bana ‘Anlayarak veya anlamayarak (her ikisiyle de)’ diye cevap verdi.”

Sûfîlerin de rüyâda rü’yet meselesinde Ehl-i Sünnet âlimleri gibi düşündükleri ve bunu câiz gördükleri görülmektedir. Mesela ilk tasavvufî kaynaklardan olan Kûtu’l-kulûb’da Allah’ı (c.c) rüyâsında gören önemli sûfî şahsiyetlerden haber verilmektedir. Rüyâsında Allah’ı (c.c) gördüğünü hatta O’na soru sorduğunu söyleyenler dahi olmuştur. İbrâhim b. Edhem’in, rüyâsında yüz yirmi defa Allah’ı (c.c) gördüğü, kendisine yetmiş meseleyi sorduğu, bunlardan dördünü insanlara anlattığı ancak insanlar bunu inkâr edince diğerlerini gizlediği, kaydedilmiştir. Hâkim Tirmizî’nin, rüyâsında Yüce Allah’ı (c.c) bin bir defa gördüğünü söylediği tasavvufî kaynaklarda kayıtlıdır.

Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ’da el-Ensârî’den şu nakilde bulunmaktadır:

“Rüyâmda Ma’rûf el-Kerhî’yi gördüm. Sanki O, Arş’ın altında durmuştu.

Yüce Allah (c.c):

– ‘Ey meleklerim! Bu kimdir’ diye sordu.

Melekler:

– ‘Sen daha iyi bilirsin ki bu Ma’rûf’tur. Sana olan muhabbetinden sekr haline girmiş ve sana kavuşmadan ayılmayacak’

diye cevap verdiler.”

Kuşeyrî’nin er-Risâle’sinde de rüyâsında Allah’ı (c.c) gören önemli bazı mutasavvıflardan haber verilmekte ve dolayısıyla Allah’ın (c.c) rüyâda görülebileceği belirtilmektedir. Er-Risâle’de; Kuşeyrî, Ebubekir Âccurrî, Beyâzid Bistâmî, Ahmed b. Hadreveyh ve Yahyâ b. Saîd Kattân’ın rüyâlarında Allah’ı (c.c) görüp onunla konuştuklarını bildirmektedir.

İmâm Gazzâlî, biz mutlak manada Resûlullah’ın rü’yetini kabul ettiğimiz gibi, Allah’ın da (c.c) rüyâda görüleceğini kabul ediyoruz. Ancak zâtları görülmez, diyerek rüyâda rü’yeti câiz görmüştür.

Sühreverdî’nin de Avârifü’l-Meârif’inde; rüyâda Allah’ı (c.c) görüp konuşan sâlih kullardan bahsettiği görülmektedir. Sühreverdî bunu şöyle aktarmaktadır: “Sıddık kimseler arasında uykusunda Hak Teâlâ ile konuşanlar vardır. Allah Teâlâ, onlara emir ve yasaklarını bildirir. Onlar uykuda oldukları halde bunu anlarlar…”

Böylece daha ilk dönemlerden itibaren sûfîlerin rüyâda Allah’ı (c.c) görmeyi câiz hatta hayra alamet olarak gördükleri anlaşılmaktadır.

İmâm Şâtibî, el-İ’tisâm adlı kitabında Beyâzid Bistâmî’nin şöyle dediğini aktarmıştır:

“Rüyâda Rabbimi gördüm ve ona Sana nasıl ulaşılır? diye sordum.

Yüce Allah (c.c):

– ‘Nefsini terk et ve gel’ diye cevap verdi.”

İmâm Şâtibî, şerî bir delile dayanmadıkça rüyânın bağlayıcı olamayacağını bildirdikten sonra, Beyâzîd Bistâmî’nin gördüğü rüyânın şerîata uygun olduğunu ve “Rabbinin makâmından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır” (Nâziât, 79/40-41) âyetlerinin de bunun manasına delâlet ettiğini söylemektedir. Böylece Şâtibî’nin de rüyâda Allah’ın (c.c) görülmesinin câiz olduğunu kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Dârimî, rüyâda Allah’ın (c.c) her hal ve şekil üzere görülebileceğini söylemiştir. Rüyâda Yüce Allah’ın (c.c) zâtı değil, misâli görülür. Zâtının görülmesini mümkün görmeyen âlimler, Dârimî’nin dediği gibi Allah’ı (c.c) herhangi bir sûrette görebilir. Bu gördüğü Allah’ın (c.c) zâtı değil, misâli olduğu için câizdir ve bunu görülen duruma göre tabir etmek gerekir. Zaten rüyâda Allah’ı (c.c) gören kimse, Allah’ın (c.c) zâtını kast etmemektedir. Zira Allah’ın (c.c) zâtı şekilden münezzehtir. O, rüyâda bir nûr veya ona delâlet eden bir misâl olarak, görülür. Noksan sıfatlarla görülmesi, rüyâyı görenin eksikliği ve zaafından kaynaklanır. Dolayısıyla âlimler, Allah’ın (c.c) rüyâda görülmesini, rüyâyı gören kimsenin yaptığı veya yapacağı bir işe, tabir yoluyla, işâret olarak görmüşlerdir.

Mesela Allah’ın (c.c) rüyâda kendisine yaklaştığını, yanına oturttuğunu veya kendisiyle konuştuğunu görenin makâmının yükseleceğine işâret olarak tabir olunur. Yine Allah’ı (c.c) rüyâda görene rüyâsında ne va’dedilirse o gerçekleşir, demişlerdir. Yani rüyâda kendisine cennet va’dedilene cennet, mağfiret va’dedilene mağfiret, ateşten kurtuluş va’edilene de kurtuluş verilir. Rüyâda Allah’ın (c.c) kendisine baktığını görenin rüyâsı rahmetle, kendisinden yüz çevirdiğini görenin rüyâsı da günahlardan uzaklaşması için kendisine uyarı olarak yorumlanmıştır.

Rüyâda Allah’ın (c.c) zâtının değil, misâlinin görüldüğüne ve görülen bu misâl, görenin durumuna göre tabir edilip yorumlandığına göre, Allah’ı (c.c) rüyâda görmenin câiz olmadığını söylemek doğru olmaz. Zira hüküm rüyâyı görene göre olmakta ve yorumlanmaktadır. Kaldı ki, Allah’ı (c.c) rüyâda görenlerin varlığı yaygın olarak bilinen bir vak’adır.

Allah (c.c) rüyâda görüldüğü halde, öyle bir şey olamaz demek, deve kuşu misâli kafayı kuma gömmek gibidir. Madem ki geçmişte rüyâsında Allah’ı (c.c) görenler var ve günümüzde de Allah’ı (c.c) rüyâda gördüğünü söyleyenler var, o halde görülmez diyerek işin içinden çıkılamaz.

Allah’ı (c.c) rüyada görmeyi, dünyada yakaza halinde (uyanıkken veya uyku ile uyanıklık arasında) görmekle aynı saymak ve dolayısıyla bunun, Ehl-i Sünnet’in, Allah’ın (c.c) dünyada baş gözüyle görülemeyeceği fikrine aykırı olduğunu söylemek doğru olmaz. Zira rüya âlemi ile yakaza hali birbirinden farklı şeylerdir. Eğer ille de rüyada Allah’ı (c.c) görmek, dünyada yakaza halinde görmekle aynıdır, dolayısıyla bunu Ehl-i Sünnet ve sûfîler reddettiğinden, rüyada Allah’ı (c.c) görmek imkânsızdır, denilecek olursa; buna şu cevabı vermek mümkündür: Ehl-i Sünnet ve sûfîler ölümden sonra rü’yeti hak saymaktadırlar.

Bununla beraber, âlimlerimiz, uyku halini geçici ölüm saydıklarından, rüyâda görmeyi, dünyada görme gibi değil de bir nevi ölümden sonra görme gibi değerlendirmek mümkün olur. Şu farkla ki Allah (c.c); ölümden sonra keyfiyetsiz olarak  baş gözüyle görülecekken, rüyâda ancak bir misâl olarak ve tabire muhtaç olarak görülebilecektir.

Netice itibarıyla ve kısaca; mutasavvıflar, Allah’ın (c.c) rüyâda görülmesinin vâki ve câiz olduğunu kabul etmektedirler.


(Bu eser web için düzenlenirken; Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi'nde yayınlanan; Ferzende İdiz'e ait "Sûfilere Göre Rü'yetullah Meselesi" adlı makaleden faydalanılmıştır.)