İLCÂM-ÜL AVÂM AN İLM-İL KELÂM

 

(Kelâm İlminin Tehlikesinden Halkın Muhâfazası)

 

(İmâm-ı Muhammed Gazâlî) “k.s”


 
 

Bismillahirrahmanirrahim

Bütün kullarına isim ve sıfatları ile tecellî eden, Onu tanımak isteyen tâliblerin akılları, kibriyâsı, azameti sahrasında şaşıran, fikir ve düşünce kanatları, Onun izzetinin sâhasına ulaşamayan, hakîkatinin ne olduğu, akılların, fehimlerin idrâkinden âlî olan; evliyâ ve havâssının kalblerini dolduran, rûhlarını muhabbetinin ateşi ile yandıran, azamet nûrlarının parıltıları içinde hayretlere daldıran, Cemâl-i ilâhîyi medh ve senâ etmekten dilleri tutulan, ancak Allahü teâlânın onlara, mahlûkâtın en hayırlısı, Resûlü Muhammed Mustafâ'nın “sallallahü aleyhi ve alâ ashâbihî ve ıtretihi ve sellem” dili ile işittirdiği ve bildirdiği isim ve sıfatları ile medh ve senâ edilebilen Allahü teâlâya hamd olsun.

Allahü teâlâ sana doğru yolu göstersin. Dalâlette, sapık yolda olan haşeviyye fırkasındaki bayağı ve câhil kimselerin, Allahü teâlâ ve sıfatları hakkında, teşbîhe, mahlûklara benzetmeğe götüren müteşâbih haberlerden soruyorsun. [İmâm-ı Gazâlî “rahimehullah” bir şahsın müteşâbih haberler hakkındaki suâline, o şahsa hitâben bu risâleyi yazarak cevâb vermişlerdir.] Allahü teâlâ ve sıfatları, sûret (yüz), yed (el), kadem (ayak), nüzûl (inme), intikâl, Arş üzerinde oturmak ve karar kılmak ve benzeri şeylerden muhakkak münezzehdir. O sapıklar, bunları, haberlerin zâhirinden ve sûretinden almışlar, Selef-i sâlihînin de bu i’tikâd üzere olduklarını söylemişlerdir.

Selef-i sâlihînin i’tikâdını açıklamağı, haberlerden, ya’nî âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden nelere i’tikâd edilmesinin vâcib olduğunu beyân etmeği, hakkın meydâna çıkması için üzerindeki perdeyi kaldırmağı, bahs edilmesi lâzım olan ile, bahsi lâzım olmayan ve onlara dalmaktan el çekmek lâzım gelen mevzu’ları birbirinden ayırmağı irâde ettim. Allahü teâlâ'ya yakınlaşma ümmîdi ile açık olan hakkı, doğruluktan ayrılmadan, bir tarafı tutmadan, mezheb taassubu göstermeden, senin isteğine icâbet ediyorum. Gözetilmeğe en lâyık olan, hak olandır. Muhâfaza edilmeğe en lâyık olan da, sıdk [doğruluk] ve insâşı olmaktır. Allahü teâlâ'dan hakkı, doğruyu göstermek ve bu konuda muvaffak olmam için yardımını diliyorum. O kendisine hakîkî olarak duâ edenin duâsını kabûl eder. Bu kitâbı üç bölüm olarak hâzırladım.

Birinci bölüm, teşbîhe, mahlûklara benzetmeğe götüren haberlerde, selef-i sâlihînin mezhebinin hakîkati beyânındadır.

İkinci bölüm, hak olan Selef-i sâlihîn mezhebi üzerine getirilen delîller bildirilmekte ve bu mezhebe muhâlif olanların bid’at sâhibi oldukları açıklanmaktadır.

Üçüncü bölüm, bu mevzû’da farklı ve fâideli fasıllar ihtivâ etmektedir.